Blog'a Dön
Üye Hikayeleri16 Mart 20263 dk oku

Yapay Zekâ ile Tanışma Süreci

Bir teknolojiye alışmaktan öte, onunla birlikte düşünmeyi öğrendim; işte yapay zekâ ile aramdaki o sessiz ama devrimsel bağın hikâyesi.

Yapay Zekâ ile Tanışma Süreci

Bu yazıda, yapay zekânın toplumla tanışma sürecine bireysel bir yerden bakmayı deniyorum. Teknik gelişmelerden çok, bu teknolojinin bir insanın hayatına nasıl ve ne şekilde girdiğini; zaman içinde nasıl anlam kazandığını anlatmak istiyorum. Çünkü yapay zekâ, çoğu kişi için bir anda ortaya çıkan bir “ürün” değil, yavaş yavaş alışılan bir deneyim oldu.

Yapay zekâ kavramı, aslında oldukça eski. Makine öğrenmesi ve yapay zekâ çalışmaları 20. yüzyılın ortalarına kadar uzanıyor. Ancak bu çalışmalar uzun süre bilim dünyasının kendi içinde kaldı. Toplumun gündelik hayatına doğrudan temas etmesi çok daha sonra gerçekleşti.

Doğal dil işleme kavramının ilk kez 1950 yılında Alan Turing’in Computing Machinery and Intelligence adlı makalesinde ele alındığını görüyoruz. Aynı metinde ortaya atılan Turing Testi, makinelerin “düşünüp düşünemeyeceği” sorusunu merkeze alıyordu. Bugün kullandığımız birçok yapay zekâ uygulamasının kökleri de bu soruya dayanıyor. O dönem başlayan tartışma, yıllar içinde yön değiştirerek bugüne kadar geldi.

Toplumun yapay zekâyla doğrudan karşılaşması ise çok daha yakın bir tarihte oldu. 2015 sonrası OpenAI’nin çalışmalarıyla bu alan hız kazandı ve 2021’de ChatGPT’nin duyurulmasıyla birlikte yapay zekâ ilk kez geniş kitlelerin gündemine girdi.

Türkiye’de de durum çok farklı değildi. ChatGPT’nin ilk dönemlerinde, çevremde birçok kişinin bu teknolojiyi ciddiye almadığını hatırlıyorum. “Gerçekten düşünebilir mi?”, “İnsanla aynı sonucu verebilir mi?” gibi sorular ve şüpheler oldukça yaygındı. Hatta bazıları yapay zekânın abartıldığını, geçici bir gündem olduğunu düşünüyordu.

Benim yapay zekâyla tanışmam da bu döneme denk geliyor. Sosyal medyada karşıma çıkan haberleri ilk gördüğümde, açıkçası çok ikna olmamıştım. Yapay zekâ fikri bana uzak ve biraz da gerçek dışı gelmişti. Uzun süre denemeden geçtim.

Daha sonra merak ağır bastı ve ChatGPT’yi ilk kez kullanmaya karar verdim. İlk denemelerimde sporla ilgili sorular sordum. 2021 yılında modelin hata oranı bugüne kıyasla oldukça yüksekti. Çoğu zaman soruları detaylandırmak, kelimeleri açıklamak gerekiyordu. Yine de bu deneyim, yapay zekânın nereye gidebileceğine dair bir fikir veriyordu.

2022 yılına gelindiğinde, OpenAI’nin kullanıcı etkileşimlerinden öğrendiği açıkça hissedilmeye başladı. Doğal dil işleme kapasitesi gelişmişti ve alınan cevaplar daha tutarlı hâle gelmişti. Artık farklı alanlarda kısa ve net yanıtlar almak mümkündü.

2023’te yapay zekâ benim için daha işlevsel bir araç hâline geldi. Basit problemleri çözmek, yazı yazarken farklı ifade biçimleri denemek ya da yarışmalarda bir konuya başka bir açıdan bakabilmek için kullanmaya başladım. Bu dönemde yapay zekânın en çok katkı sağladığı şey, hızdan çok bakış açısıydı.

2024’te ise yapay zekânın kullanım alanları belirgin biçimde genişledi. Sağlık, eğitim ve spor gibi daha karmaşık alanlarda da kullanılabilir hâle geldiğini gördük. Bu süreçte, ChatGPT üzerinden yaratıcı yazarlık üzerine bir araştırma projesi yürüttük. Elde edilen sonuçlar, yapay zekânın önemli bir noktaya geldiğini ancak hâlâ gelişmeye açık olduğunu gösteriyordu.

2025 itibarıyla yapay zekâ artık hayatın dışında bir teknoloji değil. Uzun metinleri sadeleştirmek, makale yazımında destek almak ya da yoğun bilgi içeren içeriklerin ana fikrini hızlıca kavramak mümkün. Yapay zekâ, benim için bugün bir “yerine düşünen” değil; düşünmeyi hızlandıran bir araç konumunda.

Bugün geriye dönüp baktığımda, yapay zekânın çok kısa bir sürede geçirdiği dönüşüm daha net görünüyor. 2021’de şüpheyle yaklaşılan bu teknoloji, artık gündelik hayatın sessiz bir parçası. Bu sürecin burada tamamlandığını söylemek zor. Aksine, yapay zekâ ile kurulan bu ilişkinin henüz başında olduğumuzu düşünüyorum. Düşünmeye devam ediyorum.