Blog'a Dön
Hukuk03 Nisan 20266 dk oku

Yapay Zekanın Hukuki Statüsü ve Türkiye Bağlamı

Yapay zekânın yalnızca bir yazılım olmaktan çıkıp, dünyada ve Türkiye'de haklarımızı, sorumluluklarımızı ve hukukun geleceğini nasıl yeniden şekillendirdiğini keşfedin!

Yapay Zekanın Hukuki Statüsü ve Türkiye Bağlamı

Türkiye’de Yapay Zekâ Hukuku ve Etik AI: Gençler İçin Güvenilir ve Sorumluluk Odaklı Teknoloji

Yapay zekâ, günümüzde yalnızca yeni bir yazılım türü olarak değil, karar alma süreçlerini, iletişimi, üretimi, hizmet sunumunu ve kamu yönetimini dönüştüren genel amaçlı bir teknoloji olarak değerlendirilmektedir. Bu dönüşüm, teknik yetkinlik ve inovasyon kadar, hukukun temel işlevleri olan öngörülebilirlik, hesap verebilirlik ve hakların korunması bakımından da yeni bir ihtiyaç alanı doğurmuştur. Zira yapay zekâ sistemleri tarafından üretilen çıktılar, kimi zaman kişilerin temel hak ve özgürlükleri üzerinde doğrudan etkiler yaratmakta; kimi zaman da veri koruma, ayrımcılık yasağı, fikri mülkiyet, tüketici hukuku, sözleşmesel sorumluluk ve haksız fiil sorumluluğu gibi pek çok hukuk disiplininin kesişiminde ihtilaflara yol açmaktadır. Bu nedenle “yapay zekânın hukuki statüsü” meselesi, yalnızca teorik bir tartışma değil, norm koyma faaliyetinin ve yargısal yorumun merkezinde yer alan pratik bir meseledir.

Bu yazımız esasında, yapay zekâya ilişkin hukuki statü tartışmasını dünya ölçeğinde şekillendiren ana düzenleme eğilimleriyle birlikte ele almakta; ardından Türkiye’deki güncel mevzuat ve idari uygulamaları, politika belgelerini ve yasama gündemini incelemekte olup ve en nihayet teknoloji geliştirme ekosisteminin insan odaklı, etik ve kapsayıcı bir perspektifle nasıl desteklenebileceğine ilişkin değerlendirmelerle sonlanmaktadır.

Yapay Zekânın Hukuki Statüsü

Hukuki statü tartışmasının esası , yapay zekânın hukuk düzeninde “hak ve borç sahibi bir kişi” olarak mı kabul edileceği, yoksa hukukun konusu olan bir “ürün”, “hizmet” veya “araç” olarak mı değerlendirileceği sorularına cevap bulmakla ilgilidir. Mevcut hukuk sistemlerinde hak ehliyetine sahip kişiler, kural olarak gerçek kişiler ve kanunla tanınan tüzel kişilerdir. Yapay zekâ sistemlerine bağımsız kişilik tanınması ise irade açıklaması, kusur, temsile ilişkin kurumlar, yaptırım uygulanabilirliği ve tazminatın fiilen ifası gibi alanlarda kapsamlı bir yeniden yapılanmayı gerektirir. Bu kapsamda güncel düzenleyici eğilim, yapay zekâyı bir hukuk öznesi olarak tanımlamak yerine, yapay zekâ sistemlerini tasarlayan, geliştiren, piyasaya arz eden, işleten veya kullanan insan ve tüzel kişilerin yükümlülüklerini artıran, risk temelli uyum mekanizmaları kuran bir yaklaşıma dayanmaktadır.

Bu yaklaşımın en belirgin örneği Avrupa Birliği’nin kabul ettiği Yapay Zekâ Tüzüğü’dür. AB, yapay zekâ sistemlerini risklerine göre sınıflandırmakta, bazı uygulamaları yasaklamakta ve yüksek riskli sistemlere kapsamlı yükümlülükler getirmektedir. AB Komisyonu, söz konusu düzenlemenin yürürlük ve kademeli uygulama takvimini ayrıca kamuoyuna duyurmuş ve tüzüğün uygulanmasına yönelik destek mekanizmalarını açıklamıştır. Böylelikle AB düzeyinde “yapay zekâ kişi midir?” sorusundan ziyade, “hangi yapay zekâ uygulaması hangi risk kategorisindedir ve bu kategoriye göre hangi yükümlülükler doğar?” sorusu hukuki çerçevenin merkezine yerleştirilmiştir.

Dünya Ölçeğinde Normatif Eğilim

Avrupa Birliği’nin yaklaşımına paralel şekilde, Avrupa Konseyi’nin yapay zekâya ilişkin çerçeve sözleşmesi de yapay zekâ faaliyetlerinin insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü ile uyumlu biçimde yürütülmesini amaçlayan bir normatif omurga kurmaya yönelmiştir. Bu sözleşme, yapay zekâ yaşam döngüsünün bütününde devletlerin uygun önlemleri almasını hedeflemekte ve yapay zekânın temel haklar üzerindeki etkisine odaklanmaktadır. Bunun yanında OECD’nin güvenilir yapay zekâ ilkeleri ve UNESCO’nun yapay zekâ etiğine ilişkin tavsiye kararı gibi metinler, bağlayıcı olmasalar da, düzenleme faaliyetleri ve kurumsal uyum programları bakımından uluslararası ölçekte referans teşkil eden ilke setleri olarak önem taşımaktadır. Nitekim bu metinlerde ortaklaşan yaklaşım; insan onuru, adalet, ayrımcılık yasağı, şeffaflık, hesap verebilirlik, veri koruma ve insan gözetimi gibi değerlerin teknoloji tasarımına ve kullanımına uygun kılınmasıdır.

Kurumsal düzlemde ise ISO/IEC 42001 standardı, yapay zekâ kullanımının yönetim sistemi yaklaşımıyla ele alınmasını sağlayan bir çerçeve sunarak, şirketlerin politika, risk yönetimi, yaşam döngüsü kontrolleri ve sürekli iyileştirme mekanizmaları kurmasına imkân vermektedir. Bu tür standartlar, tek başına “hukuk” yaratmamakla birlikte, özellikle tedarik zinciri sözleşmelerinde ve denetim süreçlerinde “beklenen özen”in somutlaştırılmasında etkili olmaktadır.

Türkiye’de Yapay Zekâ Hukuku

Türkiye’de yapay zekâya özgülenmiş, AB AI Act benzeri tek ve kapsamlı bir “yapay zekâ kanunu” henüz yürürlükte değildir. Bununla birlikte Türkiye’de yapay zekâ uygulamalarının hukuki sınırları, tamamen boşlukta değildir; aksine veri koruma, tüketici hukuku, fikri mülkiyet, ceza hukuku, iş hukuku ve bilişim hukuku gibi alanlarda mevcut düzenlemeler, yapay zekâ kullanımını doğrudan veya dolaylı biçimde belirlemektedir. Bu nedenle Türkiye bağlamında, yapay zekâ hukukunun “sektörler arası” bir niteliğe sahip olduğu ve uygulamada uyumun, farklı mevzuat alanlarının birlikte değerlendirilmesini gerektirdiği söylenebilir.

Türkiye’de kamu politikası düzeyinde en önemli referans metin, Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi olup, strateji ile bağlantılı 2024–2025 Eylem Planı yayımlanmıştır. Bu belgeler, Türkiye’nin yapay zekâ ekosistemini güçlendirmeyi, kamu–özel sektör–akademi iş birliğini artırmayı, yetkinlik geliştirmeyi ve veri/altyapı kapasitesini geliştirmeyi hedefleyen bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Ancak strateji belgeleri, doğrudan yaptırım içeren normlar olmaktan ziyade, düzenleyici gündemi ve kurumlar arası koordinasyonu yönlendiren politika metinleri niteliği taşır. Türkiye’de yapay zekâ ile ilgili en somut ve bağlayıcı hukuki etki, pratikte çoğu zaman kişisel verilerin korunması hukukundan doğmaktadır. Zira üretken yapay zekâ sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, prompt’lara kişisel veri girilmesi, model çıktılarında kişisel veri sızıntısı, otomatik karar verme ve profilleme, yurtdışına veri aktarımı ve bilgi güvenliği gibi konular doğrudan KVKK eksenine oturmaktadır. KVKK Kurumu’nun üretken yapay zekâya ilişkin yayımladığı rehber, bu risk alanlarında uygulamaya dönük bir çerçeve sunmakta ve veri minimizasyonu, amaçla sınırlılık, aydınlatma yükümlülüğü ve güvenlik tedbirleri gibi temel ilkelerin yapay zekâ kullanımında nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin yönlendirmeler içermektedir.

Öte yandan, yapay zekâ servislerinin önemli bir kısmının bulut tabanlı olması ve veri işleme faaliyetinin teknik olarak yurtdışı boyut doğurması sebebiyle, yurt dışına veri aktarımı rejimi yapay zekâ projelerinde kritik bir uyum alanı hâline gelmiştir. Bu kapsamda KVKK’daki değişiklikler ve bunu somutlaştıran “Kişisel Verilerin Yurt Dışına Aktarılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” ile Kurumun duyuruları, uygulamada sözleşmesel ve organizasyonel yükümlülükler doğurmuştur. Yasama faaliyetleri bakımından ise TBMM gündeminde yapay zekâya ilişkin kanun teklifi girişimlerinin bulunduğu ve bunların belirli risk alanlarına, özellikle çevrim içi içerik ve deepfake gibi meselelerin düzenlenmesine yöneldiği görülmektedir. TBMM kayıtlarında yer alan 2/3358 esas numaralı teklif, 5651 sayılı Kanun’a “yapay zekâ sistemi” tanımı eklemeyi ve bazı içerik türleri bakımından özel düzenlemeler getirmeyi öngören öneriler içermektedir. Her ne kadar bu metin bir “teklif” niteliğinde olup yürürlüğe girmiş bir norm olmasa da, Türkiye’de yapay zekâya ilişkin düzenleme ihtiyacının hangi risk alanlarında daha belirgin görüldüğüne dair önemli bir gösterge olarak değerlendirilmelidir.

Yapay Zekânın Hukuki Sonuç Doğurduğu Başlıca Alanlar: Sorumluluk, Veri Koruma, İçerik, Fikri Mülkiyet

Türkiye’de ve dünyada yapay zekâ uygulamalarının en yoğun hukuki sonuç doğurduğu alanlar, sorumluluk, veri korumayı ve içerik , fikri mülkiyet eksenini kapsar. Yapay zekâ sisteminin hatalı çalışması, yanlış yönlendirme yapması veya öngörülemeyen çıktılar üretmesi hâlinde, sözleşmesel ilişkilerde ayıplı ifa ve tazminat hükümleri gündeme gelebileceği gibi, sözleşme dışı zararlar bakımından haksız fiil sorumluluğu çerçevesinde kusur ve özen yükümlülüğü tartışılabilir. Bu noktada “beklenen özen standardı”nı yükselten uluslararası düzenlemeler ve standartlar, her ne kadar Türkiye’de doğrudan uygulanmasa da, özellikle büyük ölçekli projelerde ve tedarik zinciri sözleşmelerinde fiilen belirleyici olabilmektedir.

Kişisel veriler bağlamında ise yapay zekâ sistemleri, veri minimizasyonu ilkesinin ihlali, özel nitelikli verilerin işlenmesi, otomatik karar verme süreçlerinin şeffaf olmaması ve yurtdışına veri aktarımında uygun güvencelerin sağlanmaması gibi riskleri artırmaktadır. Bu nedenle KVKK rehberleri ve yönetmelik altyapısı, Türkiye’de yapay zekâ uyumunun merkezî bileşeni hâline gelmiştir.İçerik üretimi ve deepfake gibi uygulamalar, kişilik hakları, itibarın korunması ve kimi durumlarda ceza hukuku bakımından da sonuç doğurabilmekte; TBMM’deki teklif çalışmalarının bu risk alanına özel önem atfettiği görülmektedir. Fikri mülkiyet bakımından ise özellikle yapay zekâ ile üretilen içeriklerin telif hukukunda nasıl korunacağı, eğitim verilerinin hukuka uygunluğu ve çıktıların üçüncü kişilerin haklarını ihlal etmesi hâlinde sorumluluğun nasıl paylaştırılacağı, uygulamada en çok tartışılan başlıklardır. Bu alanda, net ve yeknesak bir küresel çözümden ziyade, sözleşmelerle riskin dağıtıldığı ve uyum programlarıyla süreçlerin güçlendirildiği bir dönemden geçildiği söylenebilir.

Türkiye’de Yapay Zekâ Hukuku; “Uyum Programı”

Türkiye’de yapay zekâ alanında tek bir çatı kanunun olmaması, uyum ihtiyacının ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Aksine farklı mevzuat alanlarının kesişiminden doğan çok katmanlı yükümlülükler, şirketler ve kurumlar için sistematik bir uyum programını zorunlu kılmaktadır. Bu programın merkezinde ise yapay zekâ envanteri, risk sınıflaması, veri koruma uyumu, sözleşmesel güvence mekanizmaları, şeffaflık politikaları, insan gözetimi ve denetlenebilirlik unsurları yer almalıdır.

Aynı zamanda yapay zekâ ekosisteminde sürdürülebilir başarı, yalnızca teknik model geliştirme kapasitesiyle açıklanamaz. Çünkü yapay zekânın gerçek etkisi, çoğu zaman insan hayatına temas ettiği yerde ortaya çıkar: bir öğrencinin burs değerlendirmesi, bir adayın işe alım süreci, bir hastanın sağlık karar destek sistemi, bir vatandaşın kamu hizmetine erişimi ya da bir kullanıcının verisinin işlendiği arka plan süreçleri, yapay zekânın hukuki ve etik sonuçlarını görünür kılar. Bu nedenle “insan odaklı teknoloji” yaklaşımı, yalnızca iyi niyet beyanı değil; veri koruma uyumu, ayrımcılık risklerinin azaltılması, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarının kurulmasıyla somutlaşan bir yükümlülük alanıdır. Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin insan hakları ve hukuk devleti ekseni de, OECD ve UNESCO metinlerinin insan gözetimi ve adalet vurgusu da bu ihtiyacı farklı düzlemlerde teyit etmektedir.

Bu noktada, gençlerin yapay zekâ ve ilişkili teknolojiler alanında yalnızca kullanıcı olarak değil, araştırmacı, üretici ve girişimci olarak yetkinleşmesi; aynı zamanda etik, kapsayıcı ve insan odaklı teknoloji kültürünün yerleşmesi; akademi, özel sektör ve kamu arasında iş birliğini artıracak yapılarla desteklenmesi, Türkiye’nin küresel rekabette sürdürülebilir bir pozisyon alması bakımından stratejik önem taşımaktadır. Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi’nin ortaya koyduğu hedeflerle uyumlu biçimde, teknoloji ekosistemini hukuk ve etik perspektifiyle birlikte güçlendiren çalışmaların yaygınlaşması, hem hak ve özgürlüklerin korunmasını hem de inovasyonun güvenli biçimde ölçeklenmesini sağlayacaktır.

İşte bu gerekçeyle kurduğumuz dernek, teknolojiyi yalnızca “öğrenilen” bir alan olarak değil, aynı zamanda “sorumlulukla üretilen ve toplumsal faydaya yönlendirilen” bir alan olarak ele almayı hedefler. Derneğimizin amacı; başta üniversite öğrencileri olmak üzere gençlerin yapay zekâ ve ilişkili teknolojiler alanında eğitim, araştırma, üretim ve girişimcilik yetkinliklerini geliştirmek; akademi, özel sektör ve kamu arasında işbirliğini teşvik etmek; etik, kapsayıcı ve insan odaklı teknoloji anlayışını yaygınlaştırmaktır. Bu kapsamda dernek, çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve sorumluluk bilincine sahip bireyler yetiştirilmesini destekleyen faaliyetler yürütür. Çünkü geleceğin rekabet avantajı, yalnızca daha güçlü modeller değil; daha güvenilir, daha şeffaf ve daha denetlenebilir sistemler kurabilen ekosistemlerin elinde olacaktır.